Salı, Aralık 30, 2008

Soykırımdan Soykırıma Fark Mı Olur?

***Hiçbir dinci, çıkarcı veya ekstremist bir gruba ait olmadan, onlara çıkar veya destek sağlamadan veya hiç bir eylem kaygısı olmadan, yazmam gereken iki kelime var İsrail'le ve BOP'la ilgili... ***

Cumartesi günü şiddeti yeniden doruğa çıkan ve 20. yüzyıldan 21. yüzyıla da taşan az sayıdaki siyasi-askeri sorunlar silsilesine karşı Dünya tekrar sessiz. İsrail aşırı güç kullanarak ve kullanmaya devam edeceğini göstererek kurunun yanında yaşı da yakıyor ve suçlu-masum demeden katliamlara girişiyor. Evet, Hamas, Hizbullah daha bir çok terrörist yapılı topluluk savaş tamtamları çalmaktan çekinmiyor, Usame Bin Ladin nifak tohumları ekmeye devam ediyor ve Dünya'yı terörle sarsmayı sürdürüyorlar. Lakin, her şeyin bir adaplı cevabı olması gerekmez mi? İnanmasam da, umarım Birleşmiş Milletler ABD'nin Orta Doğu planlarından etkilenmeyi birazcık bırakıp, İsrail'e dur diyebilir. Yoksa giderayak Bush yönetimi Obama'nın ve Dünya siyasetinin kucağına çok büyük bir bomba bırakıp gitmiş olacak; artık kimde patlarsa...


Ayrıca yıllardır Dünya'nın utanç duyduğu, yaşandığı ve yaşanmasına göz yumduğu için her zaman da suçlu hissetmesi gereken Nazilerin Musevi Soykırımı'nın masumları şimdi aynı muameleyi bir başka halka nasıl yapabilir? Kendi aile büyüklerinin acıları üstüne, kendileri nasıl benzer acıları yaşatmayı hak görür? Acaba geçmiş yaralarının bir intikamını mı alıyorlar bir şekilde! Yanlış halk, yanlış coğrafya değil mi? Yahudi'ye, Ermeni'ye yapılınca Soykırım da, Filistin'de, Irak'ta yapılınca mı adı değişiyor ve "Terör Odaklarına Misliyle Cevap Verme" oluyor?




Şu da ayrı ilgi çekici meseledir: Cumartesi öğleden sonra, Taksim'de alelacele toplanan kalabalık nasıl bir kalabalıktır? Caddenin ortasında şahadetler çekip bağıran bu gruptakilerin hepsi acaba aynı istekle, İsrail'i protesto etmeye mi yoksa başka bir işe mi gelmiştir? Yukarıda, Paris'te ki sessiz protestoyu görünce, insanın sorası geliyor "Bu insanlar neden sakin ve sessizlerken, bizimkiler ayı ve çığırtkan?" Bir başka dikkatimi çeken noktaysa, 1 Mayıs 2008'de, yapılacağı günler öncesinden belli olan ama 'nedense' bir türlü izin alınamayan İşçi Bayramı'nda polisin takıntığı tutumla, bu izinsiz protestoda polisin -tabiri caizse- 'pıs kedi' konumunda sadece izlemesi arasındaki fark nereden ileri gelir?

O gün İstiklal'de yürürken, aklıma bir resim ve düşünce takıldı bir an: Acaba bu kana susamış İsrail yönetimini, neredeyse aynı kana susamışla durdurmak isteyen, cihat çağrıları yapanlar bir 6-7 Eylül olayına daha mahal verirler mi?
m.b. 30.12.2008

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Politika ve Film

Uzun süren suskunluğu boazacak bir yazı yazmam gerekiyordu, o da ancak Boğaç Erozan'dan aldığım IR 215 dersini birazcık anlatmaya çalışmakla olur diye düşünüyorum.

Şahsen bir ekonomi-işletme öğrencisi olsam da, uluslararası ilişkiler dersleri, siyasi tarih dersleri hep ilgimi çekti ve bu dönem başında ders seçimi sırasında yine böyle bir ders buldum. Dersin adı "Politics and Movie"ydi ve IR 112 gibi, 20. yüzyıl Türk siyasi hayatını çok güzel anlattığına şahit olduğum, her alan tarafından önerilen ve derslerinin kapasitesi ilk günden dolan Boğaç Hoca tarafından veriliyordu. Ders, dünyadan bir kaç ülkesindeki, bir kaç önemli değişimi filmlerle anlatıyordu. İlgi çekici geldi...

Dersin ilk gününde gördüm ki, aslında bu ders hiç de tahmin etmediğim şekilde, bildiğimiz ülke ve konuları değil, farklı örnekleri gözler önüne seriyordu. İlk derste Boğaç hoca, "Yunanistan, Şili, Güney Afrika, Kamboçya ve İran konularımız olacak. Şimdi hepiniz bir kağıt alın ve bu ülkeler hakkında bildiklerinizi yazın." dedi. Utançla söylüyorum ki, ben çok da bir şey bilmiyormuşum. Şili'de Pinochet'yi, Güney Afrika'da Nelson Mandela'yı, İran'da da -yakın zamanda bir kaç kez izlediğim Persepolis sayesinde- İslam Devrimi'ni biliyormuşum. Fakat bildiklerim, o kadar kısıtlıymış ki, haftalar geçip ilk dönemin sonu geldiğinde, bugün sınavda anladım ki, çok şey fark etmiş.

Kamboçya'da Khmer Rouge rejiminin 20. yüzyılın en korkunç terörünü yarattığını; Yunanistan'daki Cunta'nın aslında Ecevit yüzünden son bulduğunu ve Lambrakis'in ölümüyle sonuçlanan olayları; Şili'de Allende'nin nasıl öldürüldüğünü ve stadyumların nasıl birer işkence merkezi olduğunu; Güney Afrika'da 1994 yılına kadar süren ırkçı ayrılıkçılığın boyutlarını ve İran'da devrimin nasıl bir karşı devrime dönüştüğünü gördüm. Bu sayede, ilk sadece 4-5 satır yazabilirken, bugün tam 5,5 sayfalık 2 essay yazabildim. Keşke, herkesin imkanı olsa da, faşizmin sadece Auschitz'le sınırlı kalmadığını, Tuol Sleng'de yaşananları, La Moneda'nın nasıl yerle bir edildiğini, ve Amerika'nın gücü elinde tutmak ve komünist hareketleri yok etmek için neler yapabildiğini öğrenebilse herkes.

En azından bazı linkler verip azıcık bilgi vereyim ilgilenenlere:
Yunanistan Cunta Rejimi (1967-1974):
http://en.wikipedia.org/wiki/Greek_military_junta_of_1967-1974
Şili Askeri Müdahele, Salvador Allende ve Augusto Pinochet:
http://en.wikipedia.org/wiki/Salvador_Allende
http://en.wikipedia.org/wiki/Augusto_Pinochet
http://en.wikipedia.org/wiki/Chile_under_Pinochet
Güney Afrika'da 1948'den 1994'e kadar süren Apartheid rejimi:
http://en.wikipedia.org/wiki/Apartheid
Kamboçya'da Khmer Rouge (Kızıl Khmerler) rejimi:
http://en.wikipedia.org/wiki/Khmer_Rouge
http://en.wikipedia.org/wiki/Norodom_Sihanouk
http://www.tuolsleng.com/
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Killing_Fields
İran'da devrim, Pehlevi Hanedanlığı ve Humeyni rejimi:
http://en.wikipedia.org/wiki/Iranian_Revolution
http://en.wikipedia.org/wiki/Pahlavi_dynasty
http://en.wikipedia.org/wiki/Ruhollah_Khomeini

İzlediğimiz filmlerin listesi ve filmler için linkler:

"Z" (Costa Gavras)
http://www.imdb.com/title/tt0065234/
Missing (Costa Gavras)
http://www.imdb.com/title/tt0084335/
A Dry White Season (Euzhan Palcy)
http://www.imdb.com/title/tt0097243/
The Killing Fields (Roland Joffé)
http://www.imdb.com/title/tt0087553/
Persepolis (Vincent Paronnaud & Marjane Satrapi)
http://www.imdb.com/title/tt0808417/

m.b. 27.12.2008