Perşembe, Ekim 08, 2009

Açık Mektup

Sevgili okuyan,

Eğer bu blog'un daha önceden okuyucuysan veya ilk defa girip aşağıdaki yazılara şöyle bir göz gezdirdikten sonra "ee, daha" diyecek olursan, bundan böyle -buradan daha sık olarak- AntikMotifler isimli, mottosu " Geçmişle Bugünü Buluşturan, Hayata Dair Renkli Bir Yayın." olan siteden de ulaşabilirsin!

Saygılarımla...

m.b. 08.10.2009

Pazartesi, Eylül 28, 2009

Salı, Eylül 01, 2009

1 Eylül ve Nev-i Zade Geceleri

İstanbul semalarında görülmekte olduğu üzere, yeniden gri, yağışlı, toprak kokulu havalar başlamış bulunuyor gün itibariyle. Sabah adadan motora bindiğimde, hem gece yağan yağmurun arda kalan ıslaklığından, hem de denizdeki vira babam ağ çeken balıkçılardan belli olmuştu, ama İstanbul'a inince iyice belli oldu.

Yağmur yüzünden kayıp kaza yapan araçlar, belli bölgelerde yoğunlaşabilen toprak kokusu, ekşi sözlük'teki entryler...

Bugün aynı zamanda Nazi Almanyası'nın Polonya'yı işgal etmeye başladığı, daha sonrasında Dünya Barış günü olan bir gün. Belki bu akşamdan, belki yarından itibaren haftada en az 4 gün balık yenilmeye başlanacak gün aynı zamanda. Çingene palamut, hamsi, deniz levreği, mezgit... Allah allah, yeme de yanında yat, özledim valla. Bütün yaz, zıpkınla yahut oltayla tutulan ama bünyedeki bir tek dişin bile kovuğuna yetmeyen tad, geri dönmekte.

Aynı zamanda çocukluk zamanlarında, öğretmen annenin evladısı olarak, zorunlu yaz tatili bitiş günüydü. Lakin mütekayit öğretmen annenin artık benden daha fazla tatil yapıyor olması, hatta adada benden daha çok kalmak istemesi kana dokunur oldu. O kadar yıl kıskançlık yaratıcı nazireler yapınca, şimdi cevaben geri dönüşü oluyor, fakat, yav ben o zaman daha velettim.


Adalar'da ayrılık zamanının iyice hissedildiği gündür aslında 1 Eylül. Zaten Amerika-Kanada'da yaşayanlar Ağustos'un 15'inden beri ayrılmaktaydı, şimdi bu daha da hızlanacak. Yavaşça sessizleşecek ada, martılar harici ses kalmayacak. Çocukların cıvıltıyı aşan, zamanla kulak tırmalayan sesleri bir bir yok olacak, gelecek Haziran'a kadar. Leylekler kafileler halinde yurdumuzu alçak basınç edasında kara bulutlar şeklinde terk ediyordu; artık son sürülere gelmiştir sıra. Yani, sarı denen ama insanları grilere-siyahlara bürüyen sonbahar resmi olarak geldi.

Ve son 1 Eylül bilgisi olarak, geçmiş yıllardan gelecek yıllara kalır mı bilinmez dostluğu olsa da, kararsız ve lakin ısrarcı kişiliği her daim fark ettirici mandalina kızın doğum günü bugün. Kendileriyle 'ayrı cephelerin' kavuşamaz 'düşmanları' olsak da, kendileri iyidir, hoştur, güzel insandır geçmişten hatırlanıldığı kadariyle. Dünyaya gelişi sebebi hasılasıyla, tüm dünyaya kutlu olsun, mutlu olsun. Kızın günü bile süper: dünyaya barış getirilen günde, balığın balıkçıya aş verdiği günde, toprağın can bulduğu günde...

***

Dün gece yine bir Galatasaray gecesi oldu, takım fırtınaydı, gelenek değişmedi. Yıllar sonra 4'te 4 yapıp, ligde fırtına gibi esmeye devam ediyoruz. Takımın yeni ve güzel hali, transferlerin yıllar sonra işe yarayacak futbolcular üstüne yoğunlaşıp, şimdilik çok da iyi olmuş gibi durması, takımın da futbol oynamayı hatırlaması, biz taraftarı da etkiledi. Geçen yıl başlayan tezahürat, "Nev-i zade geceleri" her hafta daha da güzel gelir oldu kulaklara. İnşallah, nice galibiyetler, bir çok başarılar ve kupalar gelir, hem İstanbul'u hem Avrupa'daki maç yapacağımız şehirleri Nev-i zade geceleriyle inletiriz.

Not: Bu takıma mor cidden yakıştı.


m.b. 01.09.2009

Cuma, Ağustos 28, 2009

Aşklar İçinde

Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.

Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.

Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar

Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.

Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.

Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
Coca-Cola’ya doğrayıp ekmeklerini
İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.

Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Baştanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yılların, yüzyılların
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
Utancı bilerek yaşamak korkunç
Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.

Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyani
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

Edip Cansever