Pazar, Mart 16, 2008

Allah'a Havaleli Her İşimiz

Son zamanlarda güncel tartışmalara değinmemek en iyisiydi: fakat, dokundurmadan geçilmeyecek gibi son günlerdeki durumlardan ötürü. Siyasi, ekonomik ve sosyolojik açıdan Türk toplumu kesinlikle bir hatalar dizini... Yanlış üstüne yanlış, eksiklik üstüne eksiklik; her işimiz yarım yamalak, her işimiz Allah'a havaleli. 'Eşeğini sağlam kazığa' bağlamamayı adet edinmiş toplumumuz, maalesef kendisi adına birilerinin karar vermesine o kadar alışık ki, sesi sedası çıkmıyor ağzındaki dişleri bile sökülüyor olsa.

14 Mart Cuma günü gerçekleşen 2 saatlik grev, aslında bir 'hakedilmiş, hak' olmasına rağmen, 'sayın başbakan' haksızlık var diye inim inim inletiyordu ortalığı: Grev diye yapılan, hizmetten kaçmakmış da, halkın hakları gasp ediliyormuş! Efendi demiş, sen bizi mezara göm, emekliliğimizi umursama, sonra 2 saat için ortalığı ateşe ver... Gözlerinden öpmeli böylesini!

Bu grevle ilgili bir not daha; aynı süreçte Yunanistan'da da bu tip bir emeklilik düzenlemesine karşı gösteriler düzenleniyor. İki ülke arasında ise çok açık bir fark var: burada meydanlara inenler yaşını başını almış, işçi-memurlarken, orada üniversite öğrencileri... Yani, yasanın asıl muhattapları Türkiye'de uyurken, komşuda yaşıtlarım gümbür gümbür inletmekte sokakları. Bravo komşi!

Ekonomiye değinmek gerekirse iş gücünün üstüne, durum pek hoş değil. Dış borsalardaki dalgalanmaların hızı, artık iyice hissedilir olmaya başladı bizde de. Sub-prime ve mortgage krizi yurtdışındaki likiditeyi zora sokunca, FED ve Avrupa'nın çoğu merkez bankası Dolar fazlası yaratmak üzere ortak bir çalışmaya başlamış durumda. Bu yurtdışı için güzel bir haber ancak, acaba bizde ne olur? Bir de, ülkemizde Şubat sonuyla beraber iyice ortaya çıkan enflasyon faktörü, Avrupa'da da rekorlar getirdiğine göre, acilen önlemler almanın vaktidir. 3 Bakan'ın çıkıp, Küresel Isınma konusunda yaptığı açıklamaya benzer bir şekilde "Türkiye etkilenmez!" demekle iç piyasaların etkilenmemesi sağlanamıyor. Buna ne Unakıtan amcanın gücü yeter, ne hocaların, şıhların! Cuma akşamı olan gelişme de durumu biraz daha sıkıntılı bir hale soktu aslında. Her ne kadar AKP'yi kapatma davasının açılması, iç piyasaların kapanışından sonra duyurulsa da, Pazartesi günü durum ne olacak, merak konusu şimdiden.

Bu noktada siyasete de dokundurmak gerekirse, demokrasiyi istediği gibi yorumlayanlara, kendi kılıçları dönüp dolaşıp saplanmak üzere galiba. Eh, "Mizah bir kılıçtır, kime-ne zaman-nerede dokunduracağını bilmek lazım! Yoksa döner dolaşır, size girer!" denir Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü'de... Doğru galiba.

Son olarak, bir şarkı sözü vereyim de, bu ciddiyetin altında akıllarda kalan sempati olsun:


Küçük bir kar tanesi onca yolu uçmuş,
Sonunda tam dilimin ucuna konmuş!

Siz de sıkıldıysanız bu mutsuzluktan; koşmaktan yorulduysanız; bilmek istemiyorsanız zorla gösterilen-öğretilen şeyleri; görmek istemeseniz de gözünüze sokuluyorsa hoşunuza gitmeyen şeyler, sadece isyan edin. Çünkü bunu yapabilirsiniz. Koyun değilsiniz!

m.b. 16.03.2008

NOT: 17 Mart gecesi How I Met Your Mother, 3. sezonun 12. bölümüyle devam ediyor. 25 Mart'ta, Redd Hayal Kahvesi'ne dönüyor ve 28-29 Mart'ta da Babylon'da Wax Poetic var.

Perşembe, Mart 06, 2008

Bazen Tek Çare Bir Hikayeye İnanmaktır

Mevsimler günlere dönüşüp kuru yapraklar gibi sokaklarda çöp muamelesi görmeye başlayınca, süpürülüp bir kenara atıldığını fark ettiğinde tutunmak gerektiğini fark eder insan. Bir şeylere sıkıca tutunup en kuvvetli rüzgarın bile koparıp dalından uçurmaması için yapışır. Çünkü insan yalnızlığını, zevk almaya giderek alıştığı yalnızlığını fark edince, içindeki istek sönüverir.


Dokunmak ister bu yüzden insan; en uzaktaki hikayelere bile. Gerçek olmayacağını bilse de, yaşamak ister. Hayal olduğunu bilse de tatmak ister Zeus’un şarabını; var olmadığını bilse de Helen’in güzelliğine de dalıp, ölümü göze alabilmek ister. Galiba biraz da bu sayede, kuru-yaprak-yolculuğu çok daha eğlenceli geçer. Olmamış ve hiç olmayacak anlar kurar gözünün önünde. Hangi festival, hangi karnavallar böyle güzel olmuştur ki!! İnsanoğlunun ruhunu katarak yarattığı o güzel panayırlar, 40 gün 40 gece eğlenceler, daha önce yeryüzünde ne olmuştur, ne de olacaktır. Elbette bir ‘üzgün’ yeri vardır, ama hayaldir; o bile düzelir, bir başka mutluluğun kaynağına dönüşür. O andan bile umut çıkarır yalnız insan. Çünkü;

Yalnız insan merdivendir,

Hiçbir yere ulaşmayan! ***


Pek haz vermez bu insan çevresindekilere. Kısa bir süreden sonra kabak tadı verir, çevresi bir bir çekilir kendi kabuğuna. O da anlar sonunu, yağmur düşen bir camekanın önüne oturur, bekler sonunu. Bir kapıcının süpürgesinin ucunda sürüklenerek bitecek hayatının son anlarında en güzel hikayesine inanmaya devam eder ve yaprak kardeşlerine yaslanır son kez.


** Louis Aragon'un "Yalnız İnsan" şiirinden alınmıştır.

m.b. 06.03.2008