Perşembe, Eylül 27, 2007

Hayat Otobanda Gider

Biliyorum, her acı kendi çapında büyüktür. Her yaşanan sıkıntı, kendince büyük sorunlar yaratır. Çünkü insan zordayken, acı çekerken, tüm vücudu ve kalbiyle acıyı hissederken, dünyanın en büyük sorunu o oluveriyor. Ne Afrika'daki açlar, ne savaşlar, ne katliamlar, ne küresel ısınma... dünya üzerindeki başka hiçbir şey, kişiyi ilgilendirmez, etkilemez oluyor sanki. Ve kişi, bu dış dünyadan kendini soyutlayıp iç dünyasındaki sorunu çözmeye çabalarken, aslında çok önemli detayları, çıkış noktalarını kaçırıyor. Sanki otoyolda gidiyor son sürat ve gitmesi gereken asıl yere dönmesi gerekirken, o yola, hızın verdiği tutkuya, çevresindeki ağaçlara dalıyor, tek tek her çıkışı kaçırıyor, menzilinden her saniyede yaklaşık 3,33 metre daha uzaklaşıyor.

Halbuki, ölüm var bu dünyada. Her şeyin sonu var ya; hani her ilişkinin, her aşkın, her güzel günün bir sonu var ya; bir son kullanma tarihi!.. işte, hayatın da bir sonu var. Doğumun da bir karşıtı, zıttı var. Bunu düşünüp, belki kendini biraz toparlayabilir insan. Gencecik yaşıtlarının, birer birer o otoyolda hız tutkularının kurbanı olup, bu dünyadaki mesailerine son verdiğini duyunca; ardında bıraktıklarının halini görünce; yakın olmasa bile arkadaşlarının nasıl bir anda yasa büründüğüne şahit olunca, insan kendine bir 'Dur!' çekiyor. 'Dur da, bir bak haline! Neler var, neler yaşadın ve yaşayacaksın, bilmiyorsun... tıpkı yaşayıp, yaşamayacağını bilemediğin gibi bir an sonrasında.'

Sen de duruyorsun. Düsturunu bozuyorsun, laflarını değiştiriyorsun. Yaşananları, geride kalanları orada, rahatıyla başbaşa bırakıp, devam ediyorsun. Yarın ne olacağını bilmesen de, ne yapacağını biliyorsun. Yaşamak böyle bir şey işte...

m.b. 27.09.2007

Pazar, Eylül 23, 2007

Uykusuzluk

Daha doğru düzgün rüya bile görmezken, kalkıp da kabuslarla bu kadar içli dışlı olmak nereden çıktı ki? Uyandırıp uykumun en tatlı yerinde, bilgisayar başına, Yazılarım'ın başına oturtacak kadar ne var bilinçaltımda? Sorunlu muyum?

Olabilir, her şeyi değerlendirmek lazım. Belki yatmadan yememden olmuştur; ya da yaklakşık bir aydır hazmediğim bir durumun verdiği karın ağrısıdır. Belki akşamüzeri bir Honda HR-V cip görüp, acaba mı demem sonucu, arabayı bariyerlere 140 km/h süratle sokmak üzere kalmamdır bu insomniac halimin sebebi. Ya da, her arayıp da bulamadığım şeylerin verdiği rahatsızlığın, zihnimin en sakin kaldığı anda su yüzüne çıkması sonucu, gözümün önüne geçmişimden gelen, kaçmak için çabalayıp da bir türlü kurtulamadığım anlar yüzündendir.

Kafamı toparlamaya çabaladıkça, yeni bir güne kalkma hayaliyle dolu olma umuduyla yattıkça, karanlık gecenin bir köründe bağırarak, ne olduğunu, ne olduğumu, nerede ve ne zamanda olduğumu bilmeden uyan(dırıl)mak o kadar geriyor ki... sinirlerimin acilen alınıp, dinlenmek üzere nadasa bırakılmalıyım. Birisi bunda bana yardım edebilir mi? (Söylemeden geçemem; önceden denendi, işe yaramadığını görüyoruz.)

Travis çok rahatlatıyor: dingin bir sesle, ani ve anlamlandırılması zor uyanışın sonunda, kendine geliyor azıcık insan. Son albümlerini mutlaka dinleyin, böyle bir anınız olursa -olmaması en büyük duamız- yardımcı olacaktır.

Bazı şeylerden kurtulmanın yolu hep kaçmak mıdır ondan?


m.b. 23.09.07

Çarşamba, Eylül 19, 2007

Bitti, Başlıyoruz

Sevgili okuyanlar,
Yaz tatili son buluyor... son günlerinin serinliğiyle, Eylül'ün kasvet yüklü ruh haliyle 2007 yazını da geride bırakıyoruz. Sizleri bilemem ama, benim için çok güzel geçmiş, şimdi bakıyorum da. Her ne kadar istemediğim, kontrolüm dışında bir çok şey gerçekleşmiş olsa da, bunların da olması gerekmiş. Bazı şeyleri, olduğu gibi kabullenmeli insan.

Örneğin, beni asla temsil etmeyen-etmeyecek olan insanlara, sadece daha kötü temsil ettiklerini düşündüklerimi engellemek zorunda kalıp oy vermek... Beni, aile yapımı, ülkemin de gerçeklerini temsil etmeyen bir gerici kökenlinin Cumhurbaşkanı olmasını engelleyememem gibi. Yahut da, çok isteyip de elde edemediğim öğrenim olanağım gibi; herkesin bana uymak zorunda olduğunu düşünüp, aslında herkesin farklı olduğunu ve bu farklılığın asıl güzel olduğunu unutmam gibi şeyler... istemim dışında gerçekleştiğine inanmayabilirsiniz; fakat tam da öyle oldu. Yoksa insan, bilerek ve isteyerek elindeki güzelliği kaybeder mi?

Neyse, olan oldu. Önemli olan artık, bu tatilin güzel geçmesi; staj yaparak bir 'stajiyer'lik safhasının ilk adımını tamamlamış olmak da. Kariyer planlarının en acemice, en saflık dolu adımını atıp, iş dünyasının acımasız sokaklarına ilk adımı atmış olmak hoştu. Yorucuydu, bazı noktalarda sıkıcıydı, alışılmışın dışındaydı, özlemin ağır basmasıyla çekilmezdi; ama gene de güzeldi. Sonrasındaki tatil de, anlatmaya değerdi ancak onu daha sonra, uzun uzun paylaşırız.

Şimdi okullar başlıyor. Pek dinlenmiş hissetmesem de kendimi, gene de başlasın artık. İstanbul tekrar dolsun, İstiklal canlansın, konserler başlasın, soğusun biraz hava, ponçiklerim kaybolduğu gibi bir daha da dönmesin, Bienal güzel geçsin, filmekimi hemen gelsin -ama güzel filmlerle-, ve tabii hepimiz, tüm sevdiklerimiz için daha güzel geçsin. Yazdan da, bundan öncesinden de.

Mutluluğunuz daha da artsın: çünkü insan sevdiğinin mutlu olmasından başka bir şey isteyemez bazen.

m.b. 19.09.2007