Salı, Nisan 17, 2007

Fotoğraftaki Sevgili

Parmağım tetiğe o kadar kolay basıverdi ki az önce. Hiç çekinmeden, hiç korku duymadan, karşımdakinin insan olduğunu bile düşünmeden, yapmaya alışık olduğum bir işi tekrarlıyormuşçasına, öldürdüm kalleş herifi. Üzülmek mi? Niye ki… bana söz vermişti o. Vuracaktı patronumu. Sözleşmiştik, yapacaktı. Ona güvenmiştim. Şimdi yalancı bir sülüğü yok ettiğimden ötürü niye üzülecekmişim? Boşuna oksijenimizi tüketen bir korkağı yok ettim. Peki ben nasıl bu hale geldim? Daha dün, evimde sakin sakin oturan ben; arkadaşlarına davet verip, patronumun öldürüleceği gün eğlenen ama içimde devamlı bir korkuyla yaşayan ben; karıncayı bile inciteceğinden korkan; kimseye yaklaşamayan; yaklaşanlardansa korkup kabuğuna çekilen ben şimdi nasıl oldu da böyle kusursuz, korkusuz bir katil gibi davranabiliyorum?

Biraz önce bir adam öldürdüm ve bende en ufak bir tereddüt yoktu. Gözlerim kinle, nefretle dolu; sadece avına odaklanmış bir avcı gibi bakıyordum ona. Hiçbir yaşam belirtisi göstermeden, öylece uzanmış, yatıyor şimdiyse yerde. Gözleri, karanlık gökyüzünde sanki bir kurtarıcı ararken, bir daha asla bulamayacağını anlamış gibi hüzünlü bakıyor. Alçak herif! Güya söz vermişti. Yok sana kurtarıcı falan. İşte senin hak ettiğin son buydu! Geber ulan! Bir daha yapamayacağın sözleri yerine getirmemeyi öğrenirsin belki. Bir de neymiş? Kaçmalıymışım; polis beni arıyormuş!

Polis beni yakalayamaz ki! Kaçarım. Ömrümün sonuna kadar kaçarım. Hem yakalansam da; deli numarası yaparım, kurtulurum o cezaevlerinden. Çürüyemem ben; ömrümü harcayamam oralarda. Daha hem şirkete, sevgilime gideceğim. Ölmemiş, bırakmamış beni birtanem. Onun kollarında geçireceğim tüm ömrümü ben. Her ne kadar işyerinde sevgisini gösteremiyor olsa da, biliyorum beni çok sevdiğini. O da benim için deliriyor. Hele geçen gün, beni kovma numarası yaparken, gözlerindeki o kıvılcımları görmemek mümkün değildi. Bana sırılsıklam aşık, biliyorum. Kocasının o anlayışsız halinden sonra, ben onun arayıp da bulamadığı ilacım. O da benim ilacım; hayatımı güzelleştiren, o şirkete ilk girdiğimden andan itibaren, günüme renk katan tek kadın.

İş görüşmesine gittiğim günü hiçbir ayrıntıyı unutmadan hatırlıyorum: beni kapısının eşiğinde görünce şaşırdı. Yakışıklılığımdan değildi tabii bu şaşkınlık. Sadece, hayatının aşkının gelmiş olduğunu anladı. Ben de, onu görür görmez unuttum iş görüşmesinde olduğumu. Sorduğu sorular, kulaklarımdan girip, beynimde her yana çarparak onun o güzel sesini tekrar tekrar duyuruyordu bana. Beni kaybetmemek için de, hemen işe kabul etti. Tabii, ömrünün en önemli anlamı Tanrı tarafından ayaklarına sunulmuşken, kaçıramadı.

Birbirimiz için yaratılmış olmalıyız biz. Sonsuza kadar mutlu olabileceğimizi biliyorum. Sadece bir kabul etse, bir inadından vazgeçse… Evet, gidip soramadım belki, benimle evlenir misin diye, ama en yakın zamanda soracağım. Kovmasaydı, belki sormuştum bile. Ama o da haklı. Evli, bir kocası var. Ne olmuş yani, kocası varsa? Ya da ben 29, o ise 45 yaşındaysa? Yaş neyi değiştirir ki? Benim her şeyi aşacak güçteki, yenilmez, tükenmez sevgim olduktan sonra, her şeyin üstesinden geliriz. Benim adam öldürmüş olmam da bir şey değiştirmeyecek! Onun da üstesinden geleceğiz. Tabii biraz zor olacak, iki cinayetten aklanmak ama sevgilim zengin; bana en iyi avukatları tutacaktır. Kurtaracaktır sevdiği adamı. Bensiz yapamaz, biliyorum: gördüm bana bağırırken gözlerinde. Beni çok sevdiğini haykırmasa, haykıramasa da biliyorum. Gözleri her şeyi anlatıyordu. Beni çok seviyor. Söyledikleri çok ağırdı ama, o bir patron: diğer çalışanların gözünde otoriter olmalı, gücünü kaybetmemeli. Hem kişiliği hep sertti: sivri dili her zaman vardı. Alıştım artık ona.

Hem ben onu kurtardım. Eğer, eğer ben bu alçağı öldürmeseydim gidip vuracaktı sevdiğim kadını! Hem sonra polise gider, benim isteğim üzerine yaptığını falan da söylerdi. Halbuki ben ondan öyle bir şey istemedim. Yani, o gün kızgındım. Beni kovmuştu şirketten. Çok sinirliydim, meyhanede aradım sakinliği. İçkinin de etkisiyle kendimi kaybetmiş olabilirim o gece. Ama ben sevgilime nasıl kıyarım? Bu geri zekalının iyi ki korkaklığı tutmuş; yoksa sevgilimden olacaktım. Sonra ben ne yapardım onsuz?

Yok, bu memlekette herkese dert yanmamak lazım! Sonra gider, öldürüverirler maazallah, senin geçici bir kızgınlıkla küfürler yağdırdığın, kızgınlığından “keşke ölseydi” dediğin kişiyi. Sen, elinde sevdiğinin ölüsüyle kalakalırsın ortada, katiliyse devam eder hayatına sanki hiçbir şey yokmuş gibi! İyi ki öldürdüm seni. İyi ki, o moruk patronunu da geberttim. Bilirim ben o patronları! O yaşlı kurtlar, hep kadın meslektaşlarına yan gözle bakarlar. Sonra gelecekti o moruk, benim sevgilime asılacaktı. Önledim işte, kurtardım sizin gibi yaratıklardan sevgilimi. Onun sizinle ne işi olurmuş? O beni seviyor, sadece beni. Başkasını sevemez, sevmeyecek de. Acaba, elim değmişken gidip o kocası olacak hayvanı da gebertsem mi? Artık aramızda hiçbir engel kalmaz. Bir taşla üç kuş birden vururum! Dünyayı ve kadınımı pisliklerden korumuş, kurtarmış olurum.

Aklım çok karışıyor… Evet şu an beni seviyor. Ama ya benim için kocasını bırakacağı gibi, bir gün bir başkası için de beni bırakırsa, o zaman ne yaparım ben? Ben gidip onun için, onun rahat yaşaması için insanları gözümü kırpmadan öldüreyim, o bana bağırsın, kovalasın, şirketinde yaka-paça attırsın! Beni herkesin ortasında, tüm arkadaşlarımın önünde rezil etti kaltak! Ya ben onu bu kadar severken, o beni sevmekten çoktan vazgeçtiyse? Yahut hiç sevmediğini söylerse? Gördüm gözlerinde beni sevdiğini, biliyorum ama hadi ya korkarsa, bir katili korumaktan? Ama ben onun için katil olmadım mı? Aşkımızı kurtarmak için işlemedim mi tüm bu cinayetleri? Önce bu pisliğin patronunu, sonra sevgilimi öldürecek bu pisliği öldürdüm; ya şimdi arkasına bakmadan beni bırakırsa? Acımazsa bana ve sevgimize? Kocasına dönüp, yaşadığımız her şeyi yok sayarsa? Tamam, belki sadece şirkette görebildik birbirimizi ama biz çok şey yaşadık. Toplantılarda hep beni izledi. Her soru soruşunda yüzünde bir gülümseme vardı bana karşı. Diğerlerinin benimle alay ettiğini sanmalarına rağmen, beni mest etmiştir o bakışları… sıcak, sevgi dolu, küçük bir kız çocuğunun devamlı gülen halini hatırlatır bana.

Acaba yalan olabilir mi her şey? Gidip kocasını da gebertsem, dönebileceği yer kalmaz ve bana gelir. Ne yapsam Tanrım, bilemiyorum. Çok da yorgunum. Kaç gündür şu yerdeki leşin peşindeyim. Eve mi gitsem? Ama bu polise haber vermiş olabilir gerçekten. O zaman eve girer girmez beni tutuklarlar, ömrümün sonuna kadar hapishanelerde kalırım. Patronum olacak kaltak da unutur kesin beni. En iyisi, son bir kuvvetle dayanıp, gideyim kocasını bulmaya. Onu da öldürürüm, kesin beni korur. Başka çaresi kalmaz. Haydi o zaman, çabuk olayım. Arka sokaklardan Şişhane yoluna çıkarım, oradan bir taksi çevirir, Levent’teki evlerine gider, gebertirim kocasını. Sonra yanına uzanırım sevgilimin. Sabaha kadar onu izlerim, onun kokusunu çekerim içime. Belki yorgunluktan gözlerim kapanana kadar uyanır, beni görüp “Sonunda geldin mi sevgilim?” der. Çabuk olmalıyım. Polislere rastlamadan kaçmalıyım buralardan. Gelirler birazdan zaten. Koşacak halim kalmadı ama artık. Bacaklarım tükendi. Kaç gündür bir şey de yemiyorum. Bari meydana gideyim de, orada büfelerden bir şeyler alayım. Karnımı doyururum.


Caddede ne güzel kadın fotoğrafları varmış! Her yanda güzeller. Ama benim sevgilim kadar olamaz hiçbirisi. Onun güzelliği yok hiçbirisinde, olamaz da. Şimdi gidip işimi hallettikten sonra, sabaha kadar onu izlemek… Yarabbi, ne yücesin! Sen affet birkaç kulunu öldürdüğüm için beni ama onlar da hak ediyorlardı. Son işimi de bitireyim, söz bir daha yapmayacağım. Tövbe edip, evimin erkeği olacağım. Sen yardım et bana. Yakalatma beni polislere. Meydandan çıktım mı, bitti bu iş. Az kaldı meydana. Sen yardım et bana ve sevdiğim kadına. Sen bizim mutluluğumuzu bozma!


İşte orada o güzel kokulu hamburgerler ve hemen karşıda polisler. Neyse ki, üzerimde kan man yok. Temizce geberttim herifi. Benim katil olduğumu anlayamazlar. Sakin olursam hiçbir şey olmaz.

- Kardeşim 4 tane hamburger verir misin? Çok acıktım.
- Tabii ağbiycim. Buyuuur!! Afiyet olsun abime.

Off, sıcacık bir şeyler kayıyor boğazımdan mideme doğru, kaç günün ardından. Tadı da çok güzel, her zaman ki gibi. Acaba sardırıp, biraz da eve mi götürsem?
- İyi akşamlar beyefendi! Kimliğinizi alabilir miyim?
- Tabii memur bey.


Ne uzun baktın be kimliğe. Benim işte. Adım sanım belli. Fotoğrafım da suretimle aynı. Anlamadım bu kadar neyi aradığını?
- Beyefendi, sizi şöyle arabamıza alabilir miyiz biraz?


Bunların sayısı niye arttı gene? Tanıdılar mı yoksa? Kaçmalıyım. Çabuk olmalıyım. Şimdi elimdeki hamburgeri suratına fırlatırım, en yakını bu nasılsa. Bunu elimine edersem, koşarım, bir ara sokakta kaybettiririm izimi. Al bakalım!
- Aaahh!! Bacağım. Hayır ben bir şey yapmadım. Bırakın beni. ben kimseyi öldürmedim. Sevdiğim kadına gitmeliyim, beni bekliyor. Bırakın beni! Ben onsuz yaşayamam. Bırakın beni!

Polisler karga tulumba, beni ekip arabasına sokarken, caddeye son kez bir göz gezdiriyorum da, o fotoğraftaki, benim patrona ne de çok benziyor. Yoksa o mu? Allah kahretsin! Ben onun için cinayetler işlerken, gitmiş fotoğraf çektirmiş kaltak. Rezil ettin bizi sevgilim..


m.b. 29.03.2007