Cumartesi, Şubat 24, 2007

Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti

Zaten Yağmur da yağıyor… Bilmem havanın soğukluğu mu, yoksa kaybetmişliğin, yenilmişliğin verdiği hüzün mü tüm vücudumla hissettiğim bu soğuğun nedeni? Sabah üstümü sıkı giyindim diyemem; ama soğuk bir anda bu kadar artmış olamaz ki!

Tam tersine içeriden gelen bir ürperti gibi bu soğuk: bir boşluk, bir hissizlik halinden baş göstermekte olan; yıkıcı, kırıcı; savurup köklerinden, çok uzaklara sürükleyen bir şeyleri bir üşüme durumu… başkalarının hissetmesinin imkansız olduğu bir şey. Paylaşmakla giderilemeyecek, tamir edilmesi imkansız bir yaradan ötürü oluşan, akıl almaz bir soğuk bu. Sadece birilerinin anlayıp, üzüleceği veya sevineceği şeyler vardır ya hayatta: bu da onlar gibi. Sadece iki kişinin birbirlerini anlayıp, soğuğu sıcağa, buzu aleve çevirebileceği bir şey. Peki ya kimse yoksa ne olacak?

Hiç kimse yapmak istemezse, artık devamlı bu işten sıkılmışsa ne olur? Sevgi veya daha güçlü bir başka bağ ile bağlıyken, bağlarını kaybeden iki insan, iki birbirine ihtiyaç duyan ruh artık bağlarını koparmak isterse… istenmediği yerde, kimsenin zorla durmaya hakkı yoktur. Kimsenin zorlamaya hakkı yoktur; hele ki bu tip bir bağ koparılmışsa. Yanlışlar affedilemez, yanlışlar doğruları, sevinçleri götürecek kadar büyükse, yapılacak bir şey kalmamış demektir. Kavak hışırtılarının altında, sarı yaprakların arasında yürüyüp gitmek düşer bu iki insana. Başka şansa sebep ve gerek yoksa, tüm umutlar tükendiyse, sözlerin geri dönebileceği nokta geçildiyse…

Ne diyelim: “Dört kısa günden bana/Bir garip sızı kaldı/Bir de deli özlemin…/Dört günlük bir şey işte/’Güzeldi, yaşandı ve bitti’ diye düşündük/Oysa bir duygusal yük/Vurduk yüreklerimize, kırılıp, döküldük/Bir zamanlar gözlerimizde çiçek açardı/Biz her umudu söndürdük…” diye bir şiir geldi aklıma. Gitmek, görmemek gerekiyormuş. Kırgınlık belki bir gün unutulur ya… bu kadar yanlışla, geriye dönüş olamazmış artık. Yaralı kalbe bir özür daha…

m.b. 24.02.06 – 01:07