Cumartesi, Aralık 31, 2005

Demie Tourne

Fırtına öncesi, kasvetli gökyüzü üstümde. Yeni doğanın sancısı, her geçen dakika artmakda...
İçilen sigarada, çekilen dumanda, kısılan gözde acı var. Yeniden kazanmanın heyecanı ve sevinci, tekrar kaybedebilecek olmanın stresi...
Şu an elimde, uzun zamandır kayıp olan, birisine verip geri döndüğümde bulamadığım kalbimin yerine koyabileceğim, başkasına ait yarım bir kalp var. Benimle paylaşabilinen bir kalp... benden korkmayan, benim de korkmamak için uğraştığım birisi var şimdi, gözlerimin penceresinden içime bakan. ve benim de rahatça dokunabildiğim, sevebildiğim bir tutam güzel kokulu saç var.
Ama kulağımda hâlâ o şarkı var. Korkuyor, direniyor, savaşıyor, vazgeçmiyor ama gene de korkuyor... 'sonumuz hayır olsun' dedirten bir durum.
Sevilecek kalp, dokunulacak dudak, bakılacak göz... hoşgelesin bize!

Çarşamba, Aralık 21, 2005

Sınır

Kalmakla gitmek arası sınır: kısa ve dar. Dengede durmak neredeyse imkansız. Bıçak sırtından hallice, sırat köprüsünden kalın... vazgeçmekle, sarılmak ve tüm ömrünü onun boynuna gömülü geçirmek var. Seçenek az ama esaslı: ne yapılması gerektiği pek net değil. Sisli isli, pis puslu bir şehri andıran havada, beynini düşünmeye zorlamak! Allah korusun.
Cevabı bunun gibi bir ortamda bulmaktansa, hiç bulmamak daha iyi. Önünü görmeden, piste tekerlek koymaya çalışan pilot misali: korkulu ve ölüme bir kuş uçumluk yakında…Gönül söz dinlemez sevgili, beyin durmak bilmez bilgisayarım.

Seni sevmek suç, sevmemek günah -sevilmez mi yahu o kuğu boynun ve içimdeki en derin çıplaklığıma kadar bakan gözlerin-. Ağlamak yasaklandı bizlere; yumruk duruyor boğazımda. Geri it, gitmez; yutmaya çabala, batar boğazına; “çıkarayım da bari, kurtulayım” de, yasağı kafana vururlar. Çiçeklere, renklere, kalplere vurdular aşklarını. Fakat benimki, ondan değil. Farkındalık dedikleri, yaşadığını bilmek benimki. Sen de, lütufu bu hayatın bana: bazen süründüren, bazen yücelten bir ilah gibi.
Yağmur altında, yoğun tipide veya bambaşka bir durumda, ama her türlü hava koşulunda beklemek, aşk. Gerektiğinde, tanımadığın New York’un sokaklarında, gerektiğinde hayal gücünün sınırlarını aşan arka mahallelerde, ama mutlaka bir yerlerde. Bazen her sokakta, birden fazla olmak üzere, bazense Tanrı’nın unuttuğu bir çölün ortasında.

Aşk denilen şey, keşke bir rakı şişesinde ve rakının yanındaki balığın kılçığında olsa da, hemen kavuşsa, gerekli her bünyeyle de…

Cumartesi, Aralık 03, 2005

Aşkın izleri her yerde

*bende bir iz bırak dedin; gittiğin her yerde, yaşadığın her mevsimde kalbimi çıkardım karşına.

- Ne kalpler gördüm senin dışında, zaten yoktular ki gülüm…Her yerde biraz sen vardın; ağaç gövdelerinde, oturduğum bankların tahtalarında, süs gibi görünen taş blokların üstünde, bembeyaz karların içinde.

*donmuş dedin erittim; taştan dedin yonttum; fazla sıcak dedin söndürdüm… yılmadan sundum kalbimi sana, ama sen hep bir kusur buldun, reddettin onu!

- Çocukluk, şımarıklık benimki…sevmeyi bilmek değil, sevdiğini sanmak. Gösterememek benim suçum sana olan aşkımı. Senin kalbinle yaptığın sanat eserlerini beğenmemek değil yaptığım; onlara nasıl değer verileceğini bilememek. Affet beni; “ben böyleyim!”

*bazen ne kadar denersen dene; ister buzlara şekil ver, ister taşları oy ya da ağaçlara kazı adlarınızı… her yerde bir iz bırakmaya çalış ondan, senden, sizden, aşkınızdan… gün geliyor sıcak buzu eritiyor, yağmur oyuğu dolduruyor, ağaç kesilip gidiyor; olmayınca olmuyor

- Biz? Olabildik mi? Yaptığımız kardan adamlarda kalplerimiz var mıydı? Yok, sanırım yoktu... Olduramadık işte. Başaramadık biz de…Doğaya yenik düştük deme: biz bize yenildik. Birbirimizi öldürdük kılıçlarımızla. İkimizde tam kalplerimize sokuverdik silahlarımızı. Özür dilerim; seni öldürdüğüm için. Beni öldürmen mi? Hiç önemli değil; her zaman öldürebilirsin sen beni…ölüm senden gelsin yeter ki!

*ne dondurmak, ne taşlara kazımak kalbimi, onun olduğu her yerde yetmedi; istemek yetmedi; giden gitti, geriye sadece birkaç damla su ve taştan bir kalp kaldı

- Kaldık mı biz? Vücutlar bu dünyada ama ruhlarımız nerede?

*buzlar eridi, oyuklar kapandı bütün izler silindi ve ben favori oyunumu yine kaybettim…

- Aşkımı oyun olarak görmedim ben… Sen oyundan ötesin: gerçeksin, sevgisin, ‘olmaz’ı ‘olur’ yaptıransın. Gitme, bırakma beni…

*iz bırakanlar unutulmazmış… anlaşılan sendeki izlerim her defasında silinmeyi başarmış; ister buzdan olsun, ister taştan…

- Elvedaların arkasında beklemek beraberce… el sallamak... birkaç yalandan gözyaşı dökmek… bu olmamalıydı bizim sonumuz. Sen; gitmemeliydin böyle. Ben; durdurmamazlık etmemeliydim seni. Elini elimle birleştirmeliydim sıkıca. Kaçmaması için kenetlemeliydim değil mi parmaklarımı seninkilere?

*zafer saydım aşkıma şekiller vermeyi, onu bir yerlere kazımayı ama her zaferde bir yenilgi de varmış bunu öğrettin bana. her zaferimin ardından beni koyup gidince bütün bu izlerle başbaşa ve her seferinde geri dönünce kalbime tekrar tekrar yaşatmaya zaferleri ve yenilgileri…

- “Kalbimize belki bir çok yağmur yağdı ve biz bu yağmurlarda şemsiyesiz kaldık belki de ama mutluyuz yüreğimizdeki serinlikten” dedin; birinden almıştın bu lafı. Fakat şimdi o yağmurun seli alıyor seni benden. İstediğini söyle artık bana. Ben geçtim senden.

Bir zamanlar avcuma bir kalp verdiler. Küçük, sıcak, pespembe, şirin bir kalpti. Mevsimlerden bahardı; çiçeklerin kokusu vardı burnumda... Güzel zamanlar geçmişti; ben onu sevdim, o beni. Ama zaman bize karşıydı: mevsimler döndü... hava soğudu, avucumdaki kalp üşüdü. Isınsın diye ateş yakayım diye elimden bıraktım, o donuverdi, ben onu tekrar alana kadar. Ben o don kalbini, avucumda ısıtayım derken, o belki yine koyar içine, beni affeder de yine sever beni derken… O yenisi almış koymuş bile, bir başkasından. Uzaktan bir kez gördüm: bu kez taşlaşmış o masum kalp; hissiz, soğuk, aptal, ruhsuz olmuş. İçinde ben bulunmayan olmuş. Ne bir Turgut, ne bir 'peynir çocuk', ne de bendekilerden bir başkası kalmış...



Teşekkürler Cana'cığım; bu yazıda benimle olduğun, duygularını benim zehrime biraz olsun katıp, bir şeyler yazabilmemi tetiklediğin için. -arkadaşlar, bugünler içindir-