Cumartesi, Kasım 19, 2005

Çağan Irmak'a Teşekkür


Birkaç paket mendil koyun önce cebinize, evden çıkmadan. Sinemanın büfesini zengin etmeyin. Ama paranıza rahatça kıyın ve bu filmi MUTLAKA görün.
Çağan Irmak, Çemberimde Gül Oya adlı dizinin ardından, şimdi de "Babam ve Oğlum" isimli filmiyle huzurlarınızda... Fakat bu sefer, televizyon ekranında söyleyemediklerini, gösteremediklerini ve katamadıklarını, bu sinema filmi ve bu ekibiyle yaşatıyor bizlere. Yaşamınızı sorgulamanıza bile neden olacak, kendinizi elinizden birşey gelmediğiden ötürü rahatsız hissedeceğiniz bir film bu. Oğlunu düşünen bir baba, babasını da düşünen bir evlat... Hasretini, küçük bir kameranın ardında, tek gözüyle gideren küçücük bir çocuk... Oğluna "Dur! Gitme!" deyip, sarılamadığı için kendini suçlayan baba...
Sadece Çağan Irmak veya Çemberimde Gül Oya hayranları değil, herkesin görmesi ve ağlaması gereken bir film. Ağlamanın en yakışıklı durduğu döneme küçük ama anlamlı bir bakış...
Lütfen mendillerinizi unutmayın. Öğretilmeyen yakın tarihimize, bir film karesinden de olsa bakalım.
Teşekkürler Çağan Irmak ve "Babam ve Oğlum" ekibi...Ellerinize sağlık...

Pazar, Kasım 13, 2005

12.11.2005 Sonrası, 12.11.2005 Üzerine

Yer: İstanbul'un herhangi bir semtinin, herhangi bir köşesi
Tarih-Saat: 13.11.2005 Gecenin saçma sapan bir körü. Aslında, tam melankoli saati. Hele rakıyı, usul usul, adam akıllı içmeyi bilenlere... Sarhoş olmaya değil, efkarını azıcık olsun dağıtmak isteyen göre bir saat.
Yazar: Ne gereksiz bir soru bu ya?
Kime: Belli insanlara... Kendini benimle birlikte bilenlere; yanımdakilere. Beni unutmayan dostlara, kız kardeşime ve beyefendiye. Belki Turgut'a bir de...

Bilirsiniz, herşeyin bir başı ve sonu vardır. Günün sonu geceye, gecenin sonu güne bağlanır. Umutların tükenmeyle, yeniden yeşerme noktası kısa bir çizgidir, fakat çok da geniştir. Bir kaç saat önce beraber, bir şeyler için beraberdik. Sadece bizbize değildik fakat, ben sizinleydim. Tabii diğerleri de önemliydi, vardı, olmalıydı. Neyse! Önemli olan, ve benim asıl söylemek istediğim şu ki; herşeyin sonu olduğu gibi, doğum günlerinin de sonu var. Adını anmak istemesek de, ölüm günü de olacak... fark etmeden gelince, kısaymış gibi gelecek zaman.
ve ben şimdi, sizinle dolu dolu o aralığı geçiriyorum... herşey için sağolun...

Cuma, Kasım 04, 2005

Yalnızdı, üşüyordu, kızgındı. Kızgınlığı kendineydi fakat. Elleriyle yine teslim oluyordu saçma düşüncelere, hayallere. Beklemek kaderi olmuştu: arkadaşını bekler, dolmuş bekler, uygun zaman bekler, sevgi bekler, arada gülmeyi bekler… bekleroğlu bekler…

Vazgeçmedi de hiçbir zaman! ‘Aptallığına doyma’ dediler, dinlemedi. Gene bekledi. Olmayacağını kendi gözleriyle gördü fakat –anlama kabiliyeti yeterli olmasına rağmen- anlamadı gene. Salak değildi; belki saf denebilirdi. Asar-keserdi, mangalda kül bırakmazdı ya; zora da gelemez, hemen sıkılırdı. Korkak değildi ama bu onu daha çok korkutuyordu. Allah’ı vardı. İnanç dediklerinde dururdu. Ancak ne içkisini ne de küçüklüğünde nefret ettiği sigarasını düşürürdü elinden. Aşk dediklerinin tek kullanımlık olduğunu sanmaktaydı. ‘aşk’ bir kelime değildi, popülerliğine yenilmemişti. Sevgi çoktu ya, sevecek kimse azdı. Bulamadı; bulamadıkça battı. Baktı ki işler tersine gidiyor, son bir dala var gücüyle asıldı. Kırılmasın diye dualar etti. Ama her seferinde olduğu gibi, gene-yine-yeniden tuttuğu elinde kaldı. Hatta ‘içinde patladı’.

Vazgeçmemeye niyetli. Hiçbir zaman akıllanmaz bu. Saf maf anlamam, artık ben de psikolojik bir problemi olduğunu düşünüyorum O’nun. Düzelmesi için dua ediyorum. Kabul edilse de, ona ulaştırılacak mı bilemem. Bazen, yukardakinin O’nunla dalga falan geçtiğini zannetim. Ama eğer yapıyorsa da, haklı arkadaşım. Böyle de olmaz ki… İnat etmiş gibi, her anını O’nunla geçirmeye kalkışıyor bu herif. Yazık ama… elden ne gelir? Ailecek, gelecek buhranlarını bekliyoruz.


Not: Tavsiyeleriniz beklenir. Her türlü türbeye çaput bağlanır, her türlü kilisede mum dikilir. Yeter ki UNUTSUN.

Turgut Özben

Çarşamba, Kasım 02, 2005

Bir 'Cici'miz var bizim. Şirin mi şirin, çılgın mı çılgın... sevecen, suratı güller açan. Bu suratın hiç ağlamadığını zannedenler varmış. Fakat o, bugün bizi de, o inanmayanları şaşırttı. Telefonda titreyen sesi, içimizi paramparça etti. Yanına koştuk hemen. Gözyaşlarını durdurduk önce. Sonra gözyaşlarının sebebi bizi de burktu. Ama o da, biz de biliyoruz : CİCİMİZ HEP GÜLECEK.

Babaannesini kaybeden arkadaşımıza ve ailesine başsağlığı dileriz. Onlar, bizim hep onlarla olacağımızı biliyor.