Çarşamba, Temmuz 06, 2005

Unutulmuşluk ve yorgunluk

Tatil rehaveti çöktü üzerime. Hayatın kısa süreyle ara vermesi yüzünden galiba, dayanılmaz bir can sıkıntısı içerisinde, yazı yazmak bile gelmiyor içimden. ve galiba yine bu yüzden bu aralar abilerden sözler koyuyorum. Bunu da koymadan olmaz gibi geliyor bana. Bir üstadı, bir idolü de hatırlamalı bu körpecik kalemin web sayfası...
Unutulanlar ve unutulamayanlar için...

24 Eylül 1945
En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür.

25 Eylül 1945
Saat 21.
Meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz:
8 yıl...
Yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak:
seni sevmek gibi ciddi bir iştir...

NAZIM HİKMET

unutulanları hatırlatana teşekkürler...
Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Ç´e” Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.